February 2012
32 posts
Sadece bana bıraktığın sayfalarda hissedebiliyorum varlığımı. Garip değil mi, onlar da inanmıyorlar zaten. Zorlamıyorum.
Zorlanıyorum.
Sen misin içimdeki,
Olabilir miyim?
Olasıklar düşük de olsa varlıklarına sarılırlar.
Sana sarılıyorum.
Yokluğuna ve içimdeki çokluğuna.
Bırakmıştım
İçmeyi değil, seni.
Kendimi daha iyi hissedeceğimi sandım,
Bir hastalıktı bu, bir hastalıktı aklımın...
ya bilmiyorsunuz, ya gözden kaçırıyorsunuz bu... →
“Üşüdüm,” diyor. “Üşüyen benim çünkü. Sanki bu anda bütün dünyaya müthiş bir yağmur yağıyor. Satırbaşları azalmalı. Paragraflara zaten pek yer yok, zaman da.”
-Senin ruhun bende değil, daha güzel bir yerlerde.
Sanırım.-
Kafamın içi, güzel şeyler atölyesi. dışı dünya. Ah, dünya.
birsusmaegrisi:
Kaçtıkların, vardığın yere senden önce gelmişler.
Ölsem de gidicem dersem ölmem ve gidemem. -Ya da başıma bir iş gelir işte-
Yollar. Bir yerlerde çok durmanın acısını hep yollardan çıkardım sanki. Birilerinde.
Bir adam gördüm Taksim’de Taksim’i Taksim’e anlatıyordu Almış karşısına söylüyordu sanki ‘Bak Taksim,..’ Taksim bütün ciddiyetini takınmış Dinliyor Dinlesin tabi Keşke birileri hep Birilerini Birilerine anlatsa da O birileri de Dinlese Tıpkı hikayedeki gibi Beyoğlu ayakta uyuyor Ayakta uyuyorum bugün Yorgunum Paylaşacak hiçbir şeyimiz kalmamış Nasıl böyle hızlı...
birsusmaegrisi:
ağlayan çayır duyduğum en hüzünlü kelime gruplarından biridir. Ama o müzik varsa çayımı şekersiz içerim. Tam o sırada pencereden bakıyorsam eğer, insanlar çırılçıplak yürür. Kendileri gibi. Ben, ben gibi. Çay, tatlanmaya ihtiyaç duymadan. Onlar kıyafete ihtiyaç duymadan. Biz, biz gibi. Yaftalanmadan çırılçıplak.
Yok.
Aradığım şey sahip olduklarımın arasında yok. Bana saygı gösterin. Bu tıpkı bir filmin son sahnesini en başında görüp ona anlam verememek gibi. Genellikle anlam veremediğimiz başlangıçları filmin son sahnesi oluşuna yorarız artık. Bu teknik sadece ilk izlediğimizde hakkını vermişti. Bir kere öğrendik ve bütün büyüsü bozuldu gitti. İşte, meselenin aslında bütün bunlarla bir ilgisi yok.. İlklerle,...
January 2012
42 posts
Döner dönmez.
Günlerdir ilk defa saatlerce uyudum.
İyi değil.
Neredeyse buranın kurtardığı o paçayla yeniden yüzleşmeye başlıyorum.
Kalk.
Kalk, kalk, kalk.
Cümleler değişti.
“Her şey çok güzel olacak.”
Üstünü çizdik.
Her şey sürüp gidecek.
Gittiği yere kadar.
12 saattir yoldayız
Saatler ilerledikce daha kalın bir beyaz giyiyor toprak
Bazı beyazlara kimse dokunmamış
Dokunamamış
Bunu görünce ağlıyoruz
Ama beyazda belli olmuyor
Arkada sözsüz bir müzik çalıyor
Biri artık bir şeyler söylesin diye çıldırıyoruz
Çıldırırken uyuyakalıyoruz
Ve üç beş sayfa sonra uyanıyoruz
Bir şey kaçırdığımızdan değil
Yalnızca betimlemeler
Yalnızca insanlar...
Umut
uzaklarda.
Arada bir yazarım
uzaklardan.
Sabah olduğunda kapatırsan gözlerini
Başka günlerde yaşayabiliriz
Karşılaşmayız belki
Ve düşünmeyiz
Zamanla uçar gider her şey
Ve biz
Gideriz.
Adı ne bilmiyorum, bence kar küresi. Bence onların içinde yaşıyoruz. Jüri iyi geçince de pek bir cacık olmayacak. Sonuçta bir kürede yaşıyoruz yani. -O cam kırılmadığı sürece her şey sıradan ve sıkıcı olmaya devam edecek.- Yine de bizi kim sallıyorsa iyi ediyor. Gülümsedik.
Kendime not:
Sinirlenince ağlama.
birsusmaegrisi:
Sınav haftasını abartmak gerekirse, okurken gözlerim uykusuztan önüme akıyor geri toplayıp okumaya devam ediyorum. Tabi bu yirmidört saatlik günün üç beş saatini uyuyarak geçirdiğimi hesaba katarsak, onu da mahveten bir rüya düzeniyle beraber gerçeklikle rüyayı ayırt edemememden sebep sınav kağıdının üstüne “ben aslında yoğum” yazıyorum. Eğer rüya olduğuna eminsem, sınav...
Neyi unuttum asıl. Mum yakıp üfleyecektim. Bir yıl olmuş burada yazmaya başlayalı diyor arşiv seçeneğim. Neden bu kadar alıştıysam sanki, iyi değil. Yani iyi ama, biraz da değil. Bilemedim. Bu kadar.
Daha bitmemiştim Gözlerindeki ışığı söndürdün Ve yarım kaldık Sonra bir daha hiç anlayamadım Neden ve nedenleri.